Slide4

Tüketim ve Ekolojik Ayakizi

Slide3

Ekolojik alanlar, biyolojik kapasite, doğal kaynaklar, çevresel stres, ihracat-ithalat, tüketim oranları. Bütün bu kavramlar son yıllarda yaşamımızın sürdürülebilirliğini ölçen Ekolojik Ayakizi hesaplamasının bir parçası. 1990’larda geliştirilen ekolojik ayakizi ile en basit anlamda insanlar olarak dünyaya ne kadar yük olduğumuzu ölçüyoruz. Genelde doğal kapital olarak da adlandırılan doğal kaynakları ne kadar hızlı bir şekilde harcadığımızı, ve bunun sonucunda dünyanın bizi taşıma kapasitesini anlamamızı sağlayan bir yaklaşım olarak düşünülmüş bu ayakizi.

Ekolojik ayakizi birey, işletme, şehir, veya ülke olarak aktivitelerimiz için ne kadar toprak ve su kaynağı gerektiğini ve aynı zamanda oluşan atıkları bertaraf etmek için ne kadar alan gerektiğini de hesaplayarak bize daha entegre bir cevap sağlıyor. 2007 hesaplamalarına göre dünyanın yaşam standardını koruması için 1,5 dünya değerinde doğal kaynak gerekiyor. Sonuçlar ne yazık ki sürdürülebilir değil. Kaynakları kendini yenileyebileceğinden 1,5 kat daha hızlı bir şekilde tüketiyoruz.

ekolojik

Ekolojik ayakizi, üretim ve net ticaret için harcanan doğal kaynakları altı alan kategorisinde ayrı ayrı hesapladıktan sonra toplanması ile elde edilir. Birimi küresel-hektar. Altı değişik alan eşdeğerlik faktörü ile çarpılarak aynı birime dönüştürülür. Aynı zamanda her ülkenin de normalize edilmesi amacı ile verimlilik katsayıları ile çarpılır. Mesela İngiltere’deki birim tarım alanı ile Hindistan’daki birim tarım alanının verimi farklıdır. Bu farkı gidermek için bu katsayı kullanılır. Ekolojik ayakizini hesaplarken toksik atıklar,yenilenmeyen kaynaklar (metaller),  çekilen tatlı su miktarı bu hesaba katılmıyor. İhraç edilen mallar için harcanan biyolojik kapasite o ülke için denklemden çıkarılırken ithal edilen malların ayakizi eklenir. Bu ithal-ihraç denklemi küresel açıdan hesaplama da bir problem olmasa da ülke çapında hesaplama da zorluklar çıkarabiliyor.

ekolojik2

Türkiye için de yapılan bu hesaplamayı WWF Türkiye ile Global Footprint Network yayınladıkları raporda paylaşmışlar. Sonuçları çok da iç açıcı değil. Ulusal biyolojik kapasite 100% aşılmış durumda. Tüketimin kişi başına düşen ekolojik ayakizi 2.7 kha ancak kişi başına düşen  biyolojik kapasite ise 1.7 kha. Bu açık, tüketime olan bağımlılığımızın sürdürülebilir olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Akdeniz bölgesini hedef alan hesaplamalarda ise bu bölgenin ekolojik ayakizinin kişi başına 3 kha oldugunu görüyoruz. Ancak bölgenin biyolojik kapasitesi 1.2 kha. Bu da sadece ülke olarak değil, parçası olduğumuz Akdeniz ekolojik sisteminin de büyük bir stres altında olduğunu gösteriyor.

Eğer Türkiye’nin ayakizini alanlara göre bölersek karşımıza karbon tutma alanı ve tarım alanı ekolojik stresin en çok hissedildiği alanlar olarak çıkıyor. Kişisel tüketim ise %82 ile toplam ayakizinin çoğunluğunu oluşturan faktör. Gıda tüketimi, kişisel tüketimin yarısından fazlasını oluşturuyor. Artan ürün alımı da gözden kaçmayacak kadar yüksek.

Slide4

Slide5

Artan ekolojik stresin nedenleri arasında nüfus artışı, verimli tarım alanının azalması, kent sınırlarının büyümesi, artan alım gücü ile tüketimin artması, sorumsuzca yapılan balıkçılık ve orman kesimi, çevreye ve topluma verilen zararın fiyatlara yansımaması dolayısı ile “ucuz” sandığımız ürünlerin daha fazla tüketilmesi gibi başlıklar sayabiliriz. Az degil. Herşey birbirine bağlı. Ancak bu bağlantıyı ekonomi ve çevre arasında her zaman gerçekleştiremediğimizden göremiyoruz kimi zaman. Birleşmiş Milletler’in E-RISC adlı projesi ise bu yetersizliğin üstesinden gelmeye çalışıyor. Bu proje aradaki ilişkiyi ve riske nasıl yansıtılması gerektiğini sorguluyor. Projenin amacı, ekolojik stresten kaynaklanan risklerin bir ülkenin finansal performansına ve makroekonomik göstergelerine bağlanması için bir çerçeve hazırlamak. Bu projede Türkiye’nin de aralarında olduğu beş ülkenin doğal kaynak dengesine, ticaret ve çevresel bozulmaya bağlı risklere ne kadar açık olduğu ve ülkelerin finansal açıdan dayanıklılığına bakılmış. Türkiye’nin , çevresel bozulmaya ve doğal kaynak dengesine karşı riskler altında olduğu açık. Eğer bu proje kabul görür ve bir şekilde finansal sistemin risk değerlendirme çerçevelerine katkıda bulunursa, ekolojik ayakizi sadece bir sayı olarak kalmayıp etkisini daha önce göze alınmamış ancak görülmesi gereken alanlara da yaymayı başarabilir.

Peki, ekolojik stresi azaltmak için neler yapılması gerekiyor? Ülke genelinde alan tahriplerinin önüne geçilmesi ve biyolojik kapasiteyi arttırmak için çalışmalara hız verilmesi gerektiği aşikar. Benimsenecek çevresel değerleri öne çıkaran politikalarla çevreye verilen tahribatın azaltılması için çalışmalara başlanmalı ve yenilenebilir enerjiyi arttıracak adımlar atılmalı.

Bir birey olarak ne yapabiliriz diye soruyorsanız, en büyük kategorinin kişisel tüketim olduğunu hatırlayalım. Biz bireyler olarak burada devreye giriyoruz. Yaptığımız her alışverişle bu strese ya katkıda bulunuyoruz ya da azaltıyoruz. Alışkanlıklarımızı ve günlük aktivitelerimizi gözden geçirip nerelerde değişiklikler yapabiliriz diye düşünmenin zamanı geldi de geçiyor bile! İsrafımızı, çevreye etkilerimizi tğketim alışkanlıklarımızı değiştirerek azaltabiliriz ve bunu yaparken etrafımızdaki arkadaş ve ailemizi de etkileyerek etkimizi katlayabiliriz. 2016’ya yaklaşırken belki de yeni amaçlar koymamızın zamanıdır. Çünkü sadece bir tane Dünya’mız var.

Ekolojik Ayakizi Hesaplama Araçları: 

http://footprint.wwf.org.uk/

http://www.footprintnetwork.org/en/index.php/GFN/page/calculators/

http://ekolojikayakizim.org/

Raporlar: 

UNEP E-RISC: http://www.footprintnetwork.org/images/article_uploads/ERISC.pdf 

WWF – Türkiye Ekolojik Ayakizi Raporu: http://awsassets.wwftr.panda.org/downloads/turkiyenin_ekolojik_ayak_izi_raporu.pdf

Akdeniz Raporu: http://www.footprintnetwork.org/documents/MED_2015_English.pdf