KavramKargasasi

Kavram kargaşasına yalın karşılıklar

Hayırseverlik, sosyal sorumluluk, filantropi, sosyal girişim nedir? Nerelerde birbirinden ayrılır, nerelerde örtüşür? Bize gelen bu soruları bir de blogumuzda ele alalım dedik. Sizin de kavramlar konusunda kafanız karışıyorsa bu yazı iyi gelebilir.

*Hayırseverlik ve filantropi nedir?

Hayırseverlik görülen bir ihtiyacın karşılanmasıdır. Genellikle spontanedir. Bir ihtiyaçtan haberadar olursunuz ve onun giderilmesine katkıda bulunmak istersiniz. Üşüyen birini gördüğünüzde ona giysi vermek, okul masraflarını karşılamakta zorlanan birine burs vermek gibi. Çabuk sonuç alırsın ve bu da sizi tatmin eder. Hayırseverliği dini gereklilikler, gelenek ve içten gelen merhamet vb. duygular tetikler. Bazıları hayırseverliği olumsuz anlamda kullanır. Halbuki hayırseverlik her zaman var oldu ve bireyler arası dayanışmanın tezahürü olarak hep var olmaya devam edecek.

Filantropi ise görülen sorunların nedenlerini anlamak ve bu kök nedenleri değiştirmek için yaptığımız katkıları ifade ediyor. Hayırseverlikte çoğu zaman yardımlar doğrudan ihtiyaç sahibine giderken filantropide bu sorunun çözümü için çalışan kuruluşları destekliyoruz. Filantropi uzun vadeli çözüm getirmeye çalışıyor, hayırseverlik ise daha kısa vadeli. Daha fazla görüş isterseniz bu tedx videosunu izleyebilirsiniz.

*Sosyal girişimcilik nedir?

Sosyal girişimcilik toplumdaki bir sorunu veya işlemeyen birşeyi görüp bunu fırsata dönüştürmekle ilgili bir kavram. Sosyal girişimciler eski sorunlara yeni çözümler getiriyor diyebiliriz. Çoğu sosyal girişimin inovatif bir yanı vardır. Bu yenilikçi fikirlerin beşinde koşan insanlara başlangıçta kimse inanmaz, “çılgın” derler, sonra başarısı kanıtlanınca ödüller verirler. Biraz çelişkili gibi ama bu öncü modellerin oturması ve kabullenilmesi zaman alıyor. Sosyal girişimci bu çözümü kurumsallaştırabilir ve bir sosyal girişim kurubilir. Sürdürülebilir finansal yapı kurar ama elde ettiği geliri sosyal bir amaç için kullanır.

Sosyal girişimin üzerinde anlaşılmış tek bir tanımı yok. Avrupa Komisyon’un Sosyal İşletme Girişimi’ne göre sosyal girişimlerin ortak özellikleri şunlar: sosyal ve/veya çevresel bir misyon; ekonomik aktivite ile gelir sağlama; sosyal hedeflerin gerçekleştirilmesi için karın çoğunun faaliyetler için kullanılması; misyonu yansıtan,  demokratik yönetişim veya katılımcı ilkeler kullanan veya sosyal adalete odaklanan organizasyon yapısı. Bu özelliklerden yola çıkarak şöyle bir tanımlama yapabiliriz: Sosyal ve çevresel fayda yaratmak için yenilikçi yöntemler kullanan, sürdürebilir iş modellerine dayanan, yarattığı karı tekrar sosyal fayda için kullanan, paydaş katılımını yönetişim süreçlerinde temel alan işletmeler.

Bazıları sosyal girişimi, ticari girişimin sosyal alana uygulanması olarak görüyor. Bize göre sosyal girişimin kendine özgü doğası var. Sosyal girişim sosyal amaç odaklıdır; paydaşlarına hesap verir; kar, sosyal amaç için kullanılır. Ticari girişim ise kar odaklıdır; hissedarlarına hesap verir; kar, hissedarlar arasından paylaşılır

Kavramlar bazen birbirine karışıyor. Basit bir örnek vermek gerekirse: Muhammad Yunus bir sosyal girişimci; Grameen Bank bir sosyal girişim; mikrokredi ise sosyal inovayon; cesaret, hesapverebilirlik, kıt kaynakları kullanma, tutku, mantıksızlık, fırsatları görme  ise sosyal girişimciliğin özellikleridir.

*Türkiye’de ve dünyada sosyal girişimcilik algısı nasıl?

Sosyal değişimin parçası olmak isteyen kişilerin teşvik ve takdir edildiği bir ortam var. Sosyal girişimlere ihtiyaç olduğu ortada. Çünkü dünya nüfusu artıyor ve yaşlanıyor; kaynaklar hızla tükeniyor; küreselleşmenin olumsuz etkileri ile kırılgan grupların şartlarını daha da kötüleştiriyor, kaynaklara erişim ve gelir dağılımı eşitsizlikleri artıyor. Hepimizin bu sorunların oluşumunda payı var. Gelecek nesiller için endişeleniyoruz. Yeni sistemlere ve yaklaşımlara ihtiyaç duyuyouz. Aramızdan bazıları çıkıp başkalarından birşeyler beklemek yerine beğenmedikleri sistemi değişitrmek için inisiyatif alıyor ve fark ettiği sorunlara çözüm üretmeye çalışıyor.

Çoğu Avrupa ülkesi sosyal girişimlerin oynadığı önemli rolün farkında. Avrupa Komisyonu düzeyinde toplantılar yapılarak sosyal girişimciliğin nasıl geliştirilebileceği tartışılıyor. Ekonomik kriz zamanında ticari işletmeler küçülürken sosyal işletmelerin istihdam oranlarını arttırdıkları tespit ediyorlar. Üstelik sosyal girişimlerin temsil ettiği içermecilik, dayanışma ve ticari etik ekonomik krizin oluşumuna neden olan çalışma biçiminin panzehiri olarak görülüyor. Sosyal girişimciliği geliştirmek için finansal destek programları, kuluçka merkezler, yüksek lisans programları açılıyor; sosyal girişimlerin tanınması için sertifikasyon sistemi kuruyorlar; bazı ülkelerde sırf bununla ilgili bakanlıklar ve mevzuat bile var.

Türkiye’de de sosyal girişimcilik büyük ilgili görmesine karşın destek altyapısı olarak bu düzeyde değiliz. Sosyal girişimcilik yasal olarak tanınmıyor; ilgili mevzuat yok; vergi indirimi yok; sertifikasyon yok; sosyal girişimcilere özel kamu fonu yok; yok da yok. Vakıflar ve üniversiteler sosyal girişimciliğin geliştirilmesi için çeşitli programlar yapıyorlar. Bunların bazıları son derece başarılı ama ekosistemi oluşturan tüm aktörler ve destek biçimleri var olmayınca sosyal girişimcilik tam olarak gelişemiyor. Gençlerin özellikle bu alana merak salması ümit verici. Değişimin parçası olmak isteyen, sadece şikayet etmek yerine kendi görüdüğü sorunlara çözüm bulmaya çalışan birçok gencin harika inisiyatifleri ile karşılaşıyoruz.

Ancak sosyal girişimciliğin ne olduğu toplumda tam olarak anlaşılabilmiş değil. İşin içine “sosyal” girdiğinde işin gönüllü olarak yapılması bekleniyor. Halbuki sosyal girişimcinin kendini bu işe adayabilmesi ve mümkün olan en fazla etkiyi yaratabilmesi için işin mali açıdan sürdürülebilir olması ve bu kişinin yaşamını idame ettirebilmesi gerekiyor. Sosyal girişimlerin önündeki en büyük algı problemi bu. İnsanlar sosyal girişimi/sosyal girişimciyi tam olarak bir kefeye yerleştiremiyor. Ne ticari işletme ne tamamen bağışlara dayalı gönüllü bir kuruluş olması ve belki de ikisi birden olması henüz insanların kafasında oturmuyor.

*Türkiye’de sosyal girişimcilik tarihi ne zamana dayanmaktadır?

Sosyal girişimcilik hep var olmuştur belki ama biz ona sosyal girişimcilik dememişizdir. Türkiye’de sosyal girişimcilik üzerine ilk çalışmaya başlayan Ashoka’ydı.  Ashoka Türkiye’de 2000 yılında Buğday hareketi lideri ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği kurucusu Victor Ananias’ın Ashoka Fellow seçilmesinden beri faaliyet gösteriyor ama  Ashoka Türkiye, faaliyetlerini asıl 2014 yılında kurduğu Ashoka Vakfı ile canlandırdı ve yerelleştirdi. 2008 yılında TÜSEV British Council desteği ile sosyal girişimciliği tanıtmaya yönelik bir dizi toplantı yaptı, uluslararası uzmanları davet etti, yayınlar çıkardı. 2009’da STGM Hülye Denizalp’in yazdığı  Toplumsal Dönüşüm İçin Sosyal Girişimcilik Rehberi’ni yayınladı. O yıl yine SOGLA ortaya çıktı. Daha sonra üniversitelerde sosyal girişimciliği geliştirmeye yönelik yarışma, kuluçka programları oluşturdu ve böyle böyle sosyal girişimcilik gündemimize hızlı bir şekilde girdü.

*Sosyal sorumluluk ve sosyal girişimcilik arasındaki farklar nelerdir?

Sosyal sorumluluk daha çok şirketler için kullanılar bir kavram. Şirketlerin hukuki bir takım sorumlulukları var, bulundukları yerdeki yasaya uymak zorundalar; ekonomik sorumlulukları var, hissederlarına kar ettirmek zorundalar. Bir de çevresel ve sosyal sorumlulukları var, bulundukları bölgede sadece zarar vermemek değil aynı zamanda fayda sağlamak durumundalar. Sosyal sorumluluk şirketin yaptığı toplumsal projelerle sınırlı değildir. Toplumsal projeler çevresel ve sosyal faydaları arttırmak, zararları azaltmak için yapılan şeyler insadece bir boyutunu oluşturuyor.

Sosyal sorumluluk bir kişinin veya kurumun içinde bulunduğu toplumun bir üyesi olarak kendini görmesi, sorunların oluşumunda ve çözümünde onun da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini kabul etmesi ile başlıyor. Sosyal sorumluluk sosyal girişimciğe atılmak için bir motivasyon olabilir. Kendini topluma karşı sorumlu hissediyor ve çözümün parçası olmak istiyor. Sosyal girişim ile şirketlerin “sosyal sorumluluk” adı altında yaptığı toplumsal projeler birbirinden farklı şeyler. Sosyal girişim, toplumdaki ihtiyaç ve fırsatları görüp bunlara uygun yaratıcı çözümler üretebilmektir; genellikle bir gelir modeli vardır; bazen düşük gelirli insanlar yardım alıcısı değil müşteri durumundadır. Sosyal sorumluluk çalışmalarında ise genellikle tek taraflı olarak bir şey verilmesi söz konusudur; çalışmaya ait bir gelir modeli oluşturmaktansa şirket bütçesinden ayrılan fonlar kullanılır.

Tanımlar kişiden kişiye değişebilir ama siz siz olun yaptığınız şeyin hangi kategoriye konulduğuna çok da bakmadan toplumsal faydanın bir yerinden tutun ve sizi heyecanlandıran bir konu için harekete geçin. Tartışmaya katılmak veya aklınıza takılanları sormak için bize yazın.

Sevda Kılıçalp & Derya Kılıçalp